CANLI YORUMLAR
GÖZDE IŞIK
GÖZDE IŞIK

PORTAKALIN İSYANI

Portakal kardeşlerim adına
21.03.2012

Bir eliyle keçi sakalının ucunu burarak teşhisini açıkladı: “Karadeniz ikliminde portakal yetiştirmeye çalışmak bu...” 

Dev bir portakal kostümü içinde bir kadın canlandı gözümde. Markette kabak seçen, çocukların sırtını lifleyen, damacananın dibindeki suyu ketıla deviren, dolmuşta bozukluk denkleştiren, gece el ayak çekilince pencereye kafasını dayayıp dalgın dalgın sigara tellendiren. Yer yer ezilmiş, pörsümüş...

“Seni uzun zamandır tanıyorum. İçinde bulunduğun iklimin insanı değilsin. Domestik bir karakterin yok senin. Kendini zorlamış, zorlamış ve nihayet keçileri kaçırmışsın.” diye devam etti elini sakalından çekerken. ...... Tamam, “keçileri kaçırmışsın” demedi. Söylediği, bunun psikiyatri dilindeki karşılığıydı:

“Majör Depresyon...”

Hira 2.5 yaşında yoktu Mina’yı doğurdum. Ve her yeni doğum yapmış kadın gibi ben de kendimi, insanların içeri parolayla alındığı bir lohusalık kampına aldım. Biri az daha büyük iki bebeyle bir süreliğine eve kapanacak ve düzen oturtmaya çalışacaktım. Her kadının yaptığı gibi... Bilmediğim şey, bu kapanma sürecinin çam sakızı gibi uzayacağı ve muadillerime göre beni bir hayli yıpratacağıydı...

İki bebekle, güneş almayan sevimsiz bir evde, tek başıma bir hayat yaşamaya başladım. Eşimle, çocuklardan fırsat kalırsa (ki genelde kalmıyordu) akşamları 1-2 saat görüşebiliyorduk. (Portala yazdığım ilk yazı olan Hurafe Teyze, o günlerden bir kesittir mesela...) Çalışma hayatıma, uzunca bir süre geri dönmemek üzere son vermiştim. Zira son dört yıldır çalıştığım kurumun başındaki sözde vicdanlı abiler; kadın çalışanlarının çaylarına ilaç katıp bayıltarak, topluca kısırlaştırmayı planlayabilecek kadar tepkiliydi bu üreme mevzuuna. Onların çocuklarını leylekler getirdiğindendir belki, bilemiyorum. Her hamilelik haberi idari kadroda yas havası yaratırdı. Öl daha iyi...

Derin bir nefes alıp, devletin, hamarat, çocuklarına misler gibi bakan, akşam tabildotunu vaktinde hazır eden, yemeyip yediren, içmeyip içiren, fedakar, cefakar, evli-barklı yurdum kadınlarına ücretsiz dağıttığı ve benim üzerime beş beden büyük gelen o dişi kuş kostümünü giydim. Bol gelen yerlerden çengelli iğneyle tutturup pekala idare edebilirdim...

Bu şekilde kaç ay geçti bilmiyorum. Her gün, bir öncekinden daha bezgin, daha isteksiz, daha tembel uyanır oldum güne. Ve bir sabah, içimde o dayanılmaz kaçma isteğini duyduğumda, oturup kendimi anlamaya çalışmak yerine kendimden nefret ettim. Nankördüm. Şükürsüzdüm. Şımarıktım. Yediğim önümde yemediğim arkamdaydı. Allahtan belamı mı istiyordum? Tez aklımı başıma devşirmeliydim. Her aynayla buluşmamda ters bakışlar attım karşımdaki kadına. Yetinmedim, pasağında boğulasıca o terbiyesizi; saçlarını taramayıp, epilasyonunu yaptırmayıp, her gün aynı kokuşuk kıyafetleri giydirerek cezalandırdım. Önündeki yemeğe omuz silken çocuklara Afrikalı açlardan bahsederek kıymet bilme dersi verilmesi gibi, ben de kendimi, çocuğu olmayan, olup da kaybetmiş, evsiz, yoksul, biçare kadınların dramıyla utandırmaya çalıştım.

Ama olmadı... İkinci çocuktan sonra bavulunu kaptığı gibi hayatımı terk eden biricik sevgilimin; “özgürlüğümün” hasreti cayır cayır yaktı ciğerimi... Mücadele etmeye çalıştım. Halim selim, ocağının başında mutlu mutlu çorba karıştıran, hayatını evine ve çocuklarına adamış, tirendez bir kadına dönüşebilmek için içtenlikle çabaladım. Deterjanları dolap diplerinden çıkarıp görünür yerlere koydum. Çocuklar dahil, evdeki her şeyin tozunu almaya başladım, aylardır kavanoz hapsinde tuttuğum türlü baharat ve hububatı kokularından tanımaya çalışarak, üzerlerinde bir takım deneyler (yemek pişirmek?) yaptım... Kendimi o boş, ıssız evde öyle canla başla kime beğendirmeye çalıştım bilmiyorum. Sanki evin her köşesinde gizli kameralar vardı ve 7-24 izleniyordum. En küçük bir firede polisler kapıya dayanacak, “kadın olmanın gereklerini yerine getirmemek” suçundan içeri yaka paça tıkıvereceklerdi. Öyle ya, yazılı olmayan anayasamızın 178666492. maddesi gereğince; anne olmuş kişi bunalıma giremez, kendini dağıtamaz, sorumluluklarını aksatamazdı. Hele hele özgürlüğünü özlemek, mübarek Türk anasına asla ve kat’a yakışmazdı. O ki, günlerce aç susuz yaşayabilmeli, icabında geberip hortlayana kadar uykusuz kalabilmeliydi. Hatta geliştirdiğim komplo teorisine göre; mit’e ajanlık yapan kuaförler vardı. Saçını evi ve ailesi için süpürge etmediğini tespit ettikleri kadınları ihbar ediyor, toplumun dirlik, düzen ve hijyenini tehdit eden bu kadınlar evlerinden toplanıp yer altına inşa edilmiş ıslah evlerine gönderiliyordu...

İşte benim gibi hippiden bozma bir ev kadınının böyle bir anlayışın hüküm sürdüğü bir dünyada kabul görmesi olanaksızdı. Bir an gaflete düşüp, bebelerime duyduğum derin aşkla, ayaklarıma birer pranga oldukları hissinin kıyasıya kavgasını, evimi temiz ve düzenli tutmak için parmağımı nasıl da kımıldatmadığımı ulu orta anlatmaya kalksam, kızgın demirle dağlanıp, ibreti(dişi)alem için damgalanabilirdim. Şansım varsa tabii. Zira aramızda yaşayan bazı hemcins sivillerin, kim bilir kaç anarşist kadının kanıyla ıslanmış merdaneleriyle beni incecik açıp, 180 derecede üstüm kızarana kadar pişmeye mahkum etmeleri de gayet olasıydı... Ne yapıp edip, özgürlük, özel hayat vs. gibi kafir arzuları bastırmalıydım. Yüzümü memnun bir ifadede sabitleyip, dudağımın kenarından sızan kırmızı şeyi soranlara kızılcık şerbeti kürünün kabızlığa birebir olduğunu söyledim. İyi oyuncuydum vesselam.

Bir eliyle burun kökünü ovalayarak, düşünceli ve ciddi bir edayla yazdı reçetemi. Neden bilmem, heyecanlandım. Bir büyücünün elinden ışıltılar saçan kıymetli bir iksir şişesi alır gibi, sevinçle uzandım küçük beyaz kağıda. O biçimsiz karalamalar üzerinde parmaklarımı gezdirdim. Her şey iyi olacaktı. Kendimi önemsememin, özgürlüğüme özlem duymamın, ev işlerini sevmememin, zaman zaman çocuklarımdan bunalmamın, beni daha az anne, daha az kadın yapmadığını idrak ettim. Başta dişi kuş kostümüm olmak üzere, dolabıma istiflediğim ne kadar kadın üniforması varsa parçalayıp anneanneme taharet bezi yaptım. Ben buydum. Renklerim de bana özgüydü, kadınlığım da, anneliğim de, ev hanımlığım da. İşin doğrusu, ben zaten “hanım” falan da değildim...

Muayenehaneden çıktığımda “portakal, serotonin, iklim, antidepresan, özgürlük, tedavi” gibi bir araba dolusu birbiriyle alakasız kelime kafamda dönüp duruyordu. Çantamdan reçeteyi çıkardım. Sabah tok karnına şu, gece yatmadan önce bu, sabah akşam da na şu öbürü. Talihsiz turunçgilimize suni Akdeniz iklimi yaratılacaktı. Gülümsedim. Geçmişler olsundu...

(Bunca zamandır neden ortalarda görünmediğimin; tatsız detayları ayıklanmış, kırpılıp kuşa döndürülmüş hikâyesini okudun sevgili tahterevalli okuru. Ben de seni gördüğüme sevindim...)

 

https://twitter.com/#!/kanaviche


 

YAZARLAR
OBEZİTENİN ÖNLENMESİ İÇİN
ANA RAHMİNE HASRET
BOŞANMA SÜRECİNİN ARDINDAN
GEBELİK ŞEKERİ
BOŞANMA SEBEPLERİ II
12 KASIM HAFTASI
İYİ OLMAYAN YABANCILAR VAR
SEVGİ,FEDAKÂRLIK,BAĞIMLILIK
DETOKS SEBZE VE MEYVELERİ
MİNİK DOSTUNUZLA TATİLDE
BEBEKLER İÇİN YEMEKLER
NEFES ALMA PROBLEMLERİ
KOL ESTETİĞİ
SORULARINIZ VE YANITLARI 22

Yorum Yaz

Yasal Uyarı:Bu iletişim platformunda yorum yazanların, bilgi ve düşünce paylaşanların veya herhangi bir kanaldan site veya ziyaretçileriyle iletişim kuranların görüş ve düşünceleri, site editörlerini, modaretörlerini ve site hazırlayıcılarını bağlamamaktadır. Bu görüş ve düşüncelerin sorumluluğu tamamen ilgili kişilere aittir. Sitemizde reklam unsuru içeren yorumlara ve yönlendirici linklere yer verilmemektedir. Yorumlarınızı yazarken lütfen bunu dikkate alınız. Aksi halde iletileriniz yayından kaldırılacaktır.
 
1 2
nilgun
Cevapla nilgun
09.09.2012 14:51:04
cok guzel yaziyorsunuz
Cevap Yaz
Gözde Işık
Cevapla Gözde Işık
27.06.2012 11:09:23
Yorumlarınızı tek tek okudum canlar. :) Hepinize güzel sözleriniz, tavsiyeleriniz, dilekleriniz için sonsuz teşekkürler.. İyi ki varsınız..
Cevap Yaz
ŞİRVAN ÇAĞLAR
Cevapla ŞİRVAN ÇAĞLAR
21.05.2012 11:41:02
Şükür kavuşturana :) Çok çok geçmiş olsun diyorum, geçen yıl Şubat ayında dibe vurduğum günlerden sonra Mart ayında psikiyatra gidip "majör depresyon" teşhisi konulup akabinde tam 1 yıl ilaç ve psikolojik terapi almak neticesinde "turp" gibi oldum, darısı başınıza inşAllah, öpüldünüz :)
Cevap Yaz
gonci
Cevapla gonci
27.03.2012 17:31:15
yorum yazan herkese aynen katılıyorum , öncelikle hoşgeldin Gözdem, özlerim diyordum da bu kadarını ben de tahmin etmiyordum :D sen evde iki çocukla bu triplerdeyken ben birde çalışırken ve valide hanımla yaşarken ne hallerdeyim ahhh ahhh... kaç kuş yakaladım ağzımla, tüylerini yolup ızgara yapıp önlerine kuş sütleriyle beraber koydumsa da ne oldu aah aah.. valla böyle yazılarla olmuyor , yap bi emrivaki de buluşalım cancağızım, nereye dersen oraya gelirim.. neee duyamadım Fizan mı dedin, tamam bacım atlayıp geliyorum :D
Cevap Yaz
nagehansk
Cevapla nagehansk
27.03.2012 16:41:33
hoş geldin aramıza ... ama oluyor böyle şeyler hayat insanlara arasıra böyle oyunlar oynar çaresiz o oyuna katılırız.. zaman ne çabuk geçiyor gözdecim bir bilsen çocuklar ne çabuk büyüyor biz süper anne modundan kadın moduna bir girip bir çıkıyoruz... sanma ki bu son olacak daha sıvaların ,sınavlarımız .. hersınavı geçip çok mutlu olman dileği ile...
Cevap Yaz
Nurcan Yılmaz
Cevapla Nurcan Yılmaz
27.03.2012 13:36:32
:) Hoşgeldin yeniden... Birde ben dönebilseydim iç dünyamdan dış dünyaya hayırlısıyla.. :))
Cevap Yaz
1 2
Adınız:
 
Soyadınız:
 
Email:
   
Sikayet & Öneri:
 
Talebinizi Seçiniz :