Huzur, sükunet ve denge, insan olanın altın anahtarıdır. Yaşamımız boyunca huzura ulaşmak için uğraşıyoruz. Çeşitli yollar deniyor, çareler arıyoruz. İçimizden, özümüzden uzaklaşıyor, huzursuzluğun içine gömülüyoruz. Ardından huzurun peşine düşüyoruz. Huzurun eksikliği, içimizdeki yücelikten uzaklaşmanın boşluğunu ne yaparsak dolduramıyoruz.
Büyük Hintli düşünür J.Krishnamurti, yaptığı konuşmalardan birinde seyircilerini bir soruyla şaşırttı: “Sırrımı bilmek ister misiniz?” Herkes dikkat kesildi. Uzun yıllar onu dinledikleri halde öğretilerinin özünü kavramayı başaramamış olan çok sayıda insan vardı. Sonunda üstat onlara anlayışın anahtarını verecekti. “İşte sırrım…” dedi ,“Ne olduğuna aldırmıyorum.”
Bu basit cümlenin anlattığı mesaj çok güçlüydü. İçsel olarak olanlarla uyum içinde olmak, olanlarla içsel dirençsizlik halinde bulunmak. “An”lık durumun olması gerektiği gibi olmasına izin vermek ve dolayısıyla içsel huzuru deneyimlemek.
Huzuru her daim hissetmek için yani, “ol” mak için, dirençsizlik evrendeki en büyük güçtür, onun sayesinde bilinç biçimin tutsaklığından kurtulur. Olan her şey, hayatın aldığı her biçim çok kısa ömürlü bir doğaya sahiptir. Hepsi gelip geçicidir. Olaylar, durumlar, düşünceler, duygular, arzular, tutkular, korkular hepsi gelir çok önemliymiş gibi yapar ve siz daha ne olduğunu anlamadan geldikleri hiçliğe geri dönerler.
Kendinizi artık tamamen biçimle tanımlamadığınızda, bilinç biçimsel tutsaklığından kurtulur. Bu özgürlük, içsel boşluğun ve içsel huzurun ortaya çıkışıdır. İçinizde bir dinginlik bir huzur hissedersiniz. İşte olması gereken budur.